Mısır da Çölün Olsun Yeter !

Ozgur-Gundem 20082013 297
Haber
M. Ender ÖNDEŞ Mısır'da çölün olsun yeter! 2008 yılında, bir gazetenin ekonomi sayfasının başlığı buydu. Herkes Mısır'ı pek seviyordu o zamanlar. Şimdilerde "seçilmişten başkcsını tanımam arkadaş" diye tafra atan AKP hükümetinin teşvikiyle Mübarek döneminde (Sisi'den önceki diktatör yani!), işler re kadar da yolundaydı. Hadi bir hatırlayalım şimdi... Mısır'la Türkiye arasında Serbest Ticaret Anlaşması ne zarran imzalanmıştı? 2005 yılı sonunda l Peki ne olmuştu o zamanlar? 200'ün üzerinde büyük Türk şirketi Mısır'a koşa koşa giderek fabrikalar, mağazalar kurdular; 2013 itibariyle 260'a yakın şirket Mısır'a yerleşti. Cazip bir ülkeydi Mısır ve Mübarek meğer diktatördü de haberimiz bile yoktu. Kimler kimler gitti oralara; Türkiye'nin en büyük tekstil devleri, Eroğulu'lar, Sanko'lar, Şahinler, Beymen'ler, Sararlar, LCW, Polarisvs., Gıda sektörünün koçbaşı Ülker, kimya ve boya devleri, Evyap, BİM, Kipeş, Sabana'nın Kordsa'sı, say say bitmiyor, uzun upuzun bir liste. Arada Mübarek'in bizzat ziyaret edip şereflendirdiği fabrikalar da var. 2013'te 2 milyar dolarlık bir tutara ulaşan yatırımların çoğu da zaten o döneme ait. "Gelin Mısır'ı soyun" diye çağrılarla Türk sermayesini o dönemde en çok davet eden de Mübarek'in Ticaret ve Sanayi Bakanı Raşid Muhammed Raşid'den başkası değil! Bu yüzden olsa gerek, 2008'de şöyle deniliyordu aynı gazete teberinde: 'Türkler Yavuz Sultan Selim Han'dan sonra adeta ikinci defa Mısır'ı fethediyor!" Ucuz işçi cenreti Peki neden? Neydi Mısır'ın çekiciliği? Ikitelli'nin suyu mu çıkmıştı da çöllere vuruyorlardı kendilerini? Yanıt gayet basit. Benzinin ucuzluğu, enerji maliyetlerin n Türkiye'dekinin üçte biri kadar olması, işçilik maliyetlerinin Türkiye'nin 6'da 1'i kadar olması (asgari ücret mi? O da ne?), taşıma giderlerinin düşüklüğü ve ABD'ye gümrüksüz, kotasız ihracat imkanı sağlaması. Aynca, Serbest . Bölgeler'i unutmamak gerekir. Bildiğiniz soygun alanı! Vergiler düşük, işler tatlı! En büyük zenginliklerle korkunç bir açlık ve yoksulluğun kol kola gezdiği, yüzbinlerce insanın düpedüz mezarlıklarda ikamet ettiği Mısır'da kölelik ücretleriyle bir hayli kan emildi, ilik sömürüldü. Bahan bekleyen... Sonra ne oldu? Bilmiyor musunuz canım; 'bahar' geldi ya! 'Bahar' geldi, Mübarek 'kelek' çıktı, kenara itildi ve devrim oldu işte. Kim yaptı devrimi? Orası biraz şüpheli. Sokaklardaki milyonlarca insan bu tür durumlarda hep olduğu gibi daha iyi bir hayat, daha adil bir düzen ve daha çok özgürlük için orada kanlarını akıttılar. İyi de yaptılar. Ve 1848'lerden bu yana sık sık tekrarlandığı gibi, bu _ bulanık ve şekilsiz istekleri öne süren yığınlar değil, başkaları iktidarı ele geçirdi. İşin başında kuytularda bekleyen İhvan, öne çıktı ve aslında yüzde 20'yi hiç geçmemiş olan oyuyla yönetime el koydu. Durum değişti mi peki? Hayır, değişmedi; çünkü ucuz köle orduları ve eski ticaret ve yatırım anlaşmaları aynen duruyordu. Türkiye-Mısır'a ihracat arasında 2003'teki 346 milyon dolarlık seviyeden 2008'de 1 milyar 426 milyon dolara yükselen dış ticaret hacmi rakamı, 2012 sonunda 3 milyar 679 milyon dolara tırmandı. 2013'in ilk yansı bittiğinde ise ihracatıyla ithalatıyla toplam dış ticaret hacmi 5 milyar dolan geçiyordu. Bu arada en civcivli dönemi de unutmayalım: İhracatç verilerine göre, 2013 Temmuz ayında Mısır'a ihracat yüzde 11,9 artarak 281 milyon dolara gkarken, 15 Ağustos itibariyle de 168 milyon dolar olarak gerçekleşti. Geçenlerde "Kimse Mursi sonrasında elini cebine atmazken biz 2 milyar dolar kredi verdik" diye böbürlenen Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, doğru söylüyordu ama şu küçük ekle: Bu paranın 1 milyar dolan, Türkiye'den yapılacak ithalat şartına bağlanmıştı. Demokrasi aşkı başka, iş başka! Sonra Mursi'nin de 'baharı', daha doğrusu 'sonbaharı' geldi. Daha iki üç ay önce IDEF-2013 fuarında Erdoğan'ın buluşup 250 milyon dolarlık askeri kredi çeki yazdığı General Sisi ülkenin üstüne bir kabus gibi çöktü. Şimdi sokaklarda kan gövdeyi götürüyor ve her gün Mısır'dan yeni katliam haberleri geliyor. Velev ki darbe olsun Peki, bu arada yatınmlar ne oluyor? Tabii ki tedirginlik var. Örneğin Ülker, yani Yıldız Holding, şimdilik dükkanı kapattı. Ama işler duruyor mu? Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Türk-Mısır İş Konseyi Başkanı Zuhal Mansfield, "Söz konusu olaylar ticarete yönelik de değil. O yüzden panik yok, işler yolunda. İş adamları için bir tedirginliğim yok. Temel kaygı ve beklentimiz, Mısır'ın artık bu olaylan aşması ve olması gereken seviyeye erişmesi" diyordu geçenlerde. Tek tek görüşülen holding ve şirket sahiplerinin de çoğu, "tamam ortalık karışık, tedirginiz ama işler yürüyor, üretim sürüyor" şeklinde konuşuyorlar. Eh, o kadar olur tabii. Geçen gün, General Motors, Toyota, Shell, Suzuki, Electrolux (Ne kadar kan emicisi varmış bu ülkenin!) gibi uluslararası devler de Mısır'daki üretimlerine ara verdiklerini açıkladılar. Biz böyle saf oldukça... Ne olacak yani? Nereye varacak bu işler? Hiiç! Kan ayrı, ter ayrı kanallardan akar Mısır gibi ülkelerde. Yukarıda "Temel kaygı ve beklentimiz Mısır'ın artık bu olaylan aşması" deniliyor ya, işte anahtar cümle odur. Bütün şirket sahipleri de onu söylüyor zaten; "Olaylan izliyoruz, umanz işler düzelir ve yatırımlar sürer." Sonuç itibariyle söylenen şey, şu malum "istikrar" sözcüğüne gelip dayanıyor. Mübarek, Mursi, Sisi filan aslında hiç mi hiç fark etmiyor. Sokaklarda kaç kişinin öldüğü, X ya da Y şirket sahibini kişisel olarak etkilryordur elbette; sokağa çıkma yasakları ya da mağaza ve fabrika çalışanlarının akıbetleri de sıkıntılı bir durumdur ama netice olarak iş iştir. Biri gider, öteki gelir, anlaşmalar bakidir. Bundan sonra Mısır dikiş tutmaz gerçi, kaos uzun süre devam eder ama Mahalla bölgesindeki o yoksulluk durdukça, işçiler kendileri için değil de başkaları için sokaklarda dövüşmeye devam ettikçe, no problem! Alanlarda darbe karşıtı nutuklar atanlar, "sandık"tan, "seçilmişlik"ten dem vuranlann da asıl derdi budur. Diktatör Mübarek'le pek güzel anlaştılar, "seçilmiş" Mursi'yi pek sevdiler ama bilin ki, "makul bir yola gelirse eğer" darbeci Sisi ya da onun türevleriyle de (aynen İsrail gibi) anlaşırlar. Asker, sandık, asker, yine sandık, sonra yine asker... Yeter ki, Mısır'ın, Ortadoğu'nun ve bütün dünyanın yoksullan, ezilenleri başkalanna hizmet için değil, kendi kaderlerine el koymak için ayağa kalkmasınlar. Bütün mesele budur. "Orada bir kargaşa yaşanıyor, can pazarı yaşanıyor ama bir taraftan da hayat devam ediyor" diyor Zafer Çağlayan. Doğrudur; hayat devam ediyor, iş başka, alışveriş başka; kan ayn, ter ayn...